Oha lan! Büyüdüm de devam yazısı yazıyorum. Bir öncekinin çok okunulup beğenildiğinden değil elbet. Zira bi boka da benzemiyomuş.
Ne dediğim belli değil.
Aslına bakarsan; Hiç bir zaman da olmadı.
Ama şu oldu:
İlk defa kartel dağıldığında hissetmiştim. Çocukluğumun grubuydu falan da, çok sevdiğimden, hayran olduğumdan öyle hissetmedim. Daha farklı, daha bilinçliydi. Çocukça değildi kesinlikle.
Otobüste dışarıyı izlerken olmuştu. Bir daha geri gelmeyeceklerini bildiğimden ürpermiştim.
Daha sonra da ara ara hissettim o duyguyu.
Okul biterken. İstanbul'a yerleşirken. Belki evlenirken. Yalnızlığı tek gerçeklik gibi görerek, vedalaşmayı anlamsız bulan ben; içten içe travma mı yaşıyorum ne?
Halbu ki vazo kırılırsa kırılsın. Nasıl olsa uhu ile yapıştırılır. En kötü ihtimalle yenisi alınır.
Ama yok, öyle olmuyor işte.
26 Eylül 2011 Pazartesi
22 Eylül 2011 Perşembe
eski
Aslında sevmiyorum.
Az önce farkettim de.
Böyle düşünürler gibi; hayat böyle, hayat şöyle falan diye ahkam kesmek çok saçmaymış.
"Senin haddine mi densiz" diye hayatın sillesini yemekten korkuyorum:)
Hem zaten ahkam kesmede problem yok. sakız yazısı gibi aforizma üretmek kolay iş. Doğru tespit yapınca vayanassını derler en fazla. Tespitlerde bulunursun hayatın ruhu üzerine de, sakız fabrikasında çalışmıyosan da bi yararı olmaz.
Satranç oynayasım var çok fena.
Aslında hayatı geçiniz.
Sorgulanmayan hayat, eğlenceli olmaya layıktır.
Bak nasıl aforizma? Gelecek nesillerden ricam, beni böyle hatırlayınız. Kalıcı yapınız beni. Lütfen.
Şans önemli şey. Yok yok değil. Vazgeçtim. Sürekli şansın varsa sorun yok. Hani geçen sene haberlerde gösterdikleri, ayakkabı boyacılığı yapan, milli piyango büyük ikramiyesini birkaç kere (2-3) kazanıp, pişkinlikle "karıyla kızla kumarda yedim" diyebilen adam. Mutludur di mi ya? Geçmişte yaşamıyodur en azından. Arada dönüp bakıyodur da. Ama argadaş şans adamın yüzüne bir kere gülüyosa ya gerçekten.
Bak aklıma geldi A. Şerif İzgören'in anlattığı taksili maksili bi hikaye vardı. Adam önceden zenginmiş de sonra batmış, taksi şoförlüğüne başlamış. Taksisine binen herkese aynı muhabbeti yapıyormuş ta ki, hoca bunun taksisine binene kadar. Hoca da durur mu? yapıştırmış cevabı "dikiz aynasına bakarak araba süremiyosun da, dikiz aynasından hayatına neden devam ediyorsun" diye. Tam böyle olmasa da, bir-iki yaklaşıkla buna benzer.
Alex ferguson'un da bi lafı var. bir maç içerisinde hakemler aleyhinize kararlar verir. Ama sene sonunda lehinize verilenler ve aleyhinize alınan hakem kararlarının birbirini götürdüğünü görürsünüz der.
Ahan da karma'ya bağladım yine. Eden bulur adamım da konu bu değildi ya. Aslında konu bile yoktu.
Evimi özledim. Antalya'yı. Küçükken oyun oynadığım mahalleyi.
Az önce farkettim de.
Böyle düşünürler gibi; hayat böyle, hayat şöyle falan diye ahkam kesmek çok saçmaymış.
"Senin haddine mi densiz" diye hayatın sillesini yemekten korkuyorum:)
Hem zaten ahkam kesmede problem yok. sakız yazısı gibi aforizma üretmek kolay iş. Doğru tespit yapınca vayanassını derler en fazla. Tespitlerde bulunursun hayatın ruhu üzerine de, sakız fabrikasında çalışmıyosan da bi yararı olmaz.
Satranç oynayasım var çok fena.
Aslında hayatı geçiniz.
Sorgulanmayan hayat, eğlenceli olmaya layıktır.
Bak nasıl aforizma? Gelecek nesillerden ricam, beni böyle hatırlayınız. Kalıcı yapınız beni. Lütfen.
Şans önemli şey. Yok yok değil. Vazgeçtim. Sürekli şansın varsa sorun yok. Hani geçen sene haberlerde gösterdikleri, ayakkabı boyacılığı yapan, milli piyango büyük ikramiyesini birkaç kere (2-3) kazanıp, pişkinlikle "karıyla kızla kumarda yedim" diyebilen adam. Mutludur di mi ya? Geçmişte yaşamıyodur en azından. Arada dönüp bakıyodur da. Ama argadaş şans adamın yüzüne bir kere gülüyosa ya gerçekten.
Bak aklıma geldi A. Şerif İzgören'in anlattığı taksili maksili bi hikaye vardı. Adam önceden zenginmiş de sonra batmış, taksi şoförlüğüne başlamış. Taksisine binen herkese aynı muhabbeti yapıyormuş ta ki, hoca bunun taksisine binene kadar. Hoca da durur mu? yapıştırmış cevabı "dikiz aynasına bakarak araba süremiyosun da, dikiz aynasından hayatına neden devam ediyorsun" diye. Tam böyle olmasa da, bir-iki yaklaşıkla buna benzer.
Alex ferguson'un da bi lafı var. bir maç içerisinde hakemler aleyhinize kararlar verir. Ama sene sonunda lehinize verilenler ve aleyhinize alınan hakem kararlarının birbirini götürdüğünü görürsünüz der.
Ahan da karma'ya bağladım yine. Eden bulur adamım da konu bu değildi ya. Aslında konu bile yoktu.
Evimi özledim. Antalya'yı. Küçükken oyun oynadığım mahalleyi.
16 Eylül 2011 Cuma
pıtırcık
Bir süre günlük olarak kullanmaya niyetliyim bu yerleri. Zira doğmamış çocuğa mektup yıllardır kurduğum bir özlem. E madem baba olucaz; o halde neden yazmayayım buralardan dedim.
Sevgili yavrum,
Anan sana pıtırcık diyor. bazen de pıhtış. Ama inan en çok da "sinsi piç" diyor. Zira dünyaya gelmen pek plansız yürüdü be canım. Neyse, o sizin aranızdaki mevzu, ben karışmam.
Şu sıralar gündem maddemiz cinsiyetin. pipi ile kuku arasındaki gidip gelirken aklımız, daha önce gerek benim gerekse manoş'un baktırdığı fallarda, falcı karılarının gazıyla seni erkek olarak bekliyorduk. Dum dum. ananı bilemem. ben öyle erkek diye inanıyordum. Fakat bu gün çin falı denen şeyi bilmem kaçıncı farklı kişiden yüzde 90lık başarı garantisiyle tekrar ve tekrar duymam üzerine oturduk hesapladık. Sonuç; Gız! Hadi bakalım ne varsa çinlilerde var. o yüzden bir iki ay boyunca sana kız diye bahsedicem, sonra alınma diye şimdiden söyliyeyim istedim. bi de şöyle bir şey var. şimdi eski mektuplar yıllar önce bulununca kullanılan türkçe bir garip gelir. Tahminimce sen bunu 2028 yılında falan okuyacaksın. Gülme o yüzden. hadi kal sağlıcakla. baay.
Not: Eğer erkeksen Çin'in ünlü bi meydanında göster amcalara pipini dicem, sen de gösterceksin. okeyto?
Not 2: Kızsan da tebriğe gerek yok bence. bu gün itibariyle 1 milyar nüfusu var adamların :)
Sevgili yavrum,
Anan sana pıtırcık diyor. bazen de pıhtış. Ama inan en çok da "sinsi piç" diyor. Zira dünyaya gelmen pek plansız yürüdü be canım. Neyse, o sizin aranızdaki mevzu, ben karışmam.
Şu sıralar gündem maddemiz cinsiyetin. pipi ile kuku arasındaki gidip gelirken aklımız, daha önce gerek benim gerekse manoş'un baktırdığı fallarda, falcı karılarının gazıyla seni erkek olarak bekliyorduk. Dum dum. ananı bilemem. ben öyle erkek diye inanıyordum. Fakat bu gün çin falı denen şeyi bilmem kaçıncı farklı kişiden yüzde 90lık başarı garantisiyle tekrar ve tekrar duymam üzerine oturduk hesapladık. Sonuç; Gız! Hadi bakalım ne varsa çinlilerde var. o yüzden bir iki ay boyunca sana kız diye bahsedicem, sonra alınma diye şimdiden söyliyeyim istedim. bi de şöyle bir şey var. şimdi eski mektuplar yıllar önce bulununca kullanılan türkçe bir garip gelir. Tahminimce sen bunu 2028 yılında falan okuyacaksın. Gülme o yüzden. hadi kal sağlıcakla. baay.
Not: Eğer erkeksen Çin'in ünlü bi meydanında göster amcalara pipini dicem, sen de gösterceksin. okeyto?
Not 2: Kızsan da tebriğe gerek yok bence. bu gün itibariyle 1 milyar nüfusu var adamların :)
27 Ağustos 2011 Cumartesi
la gerizekalı aptal aptal gonuşma salakghhh
Böyle buyurdu Alpuş!
Çok kızmıştı çünkü. Hiç tahammülü yoktu mantıksız söyleme. Bir anda, fütursuzca dökülüvermişti ağzından kelimeler.
Ulan gerizekalı! Aptal aptal konuşma! Salak!
Kız durdu. Şaşkındı. Karşı cevap verme çabasındaydı. Lakin söyleyecek sözü yoktu. İstemsizce güldü. Birlikte güldüler. O günden sonra aralarında bir şifre oldu; la gerizekalı aptal aptal gonuşma salakghhh
Çok kızmıştı çünkü. Hiç tahammülü yoktu mantıksız söyleme. Bir anda, fütursuzca dökülüvermişti ağzından kelimeler.
Ulan gerizekalı! Aptal aptal konuşma! Salak!
Kız durdu. Şaşkındı. Karşı cevap verme çabasındaydı. Lakin söyleyecek sözü yoktu. İstemsizce güldü. Birlikte güldüler. O günden sonra aralarında bir şifre oldu; la gerizekalı aptal aptal gonuşma salakghhh
17 Ağustos 2011 Çarşamba
milat
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
17 Ağustos 2011 Çarşamba Saat ~20:00 Küçükyalı,İstanbul
17 Ağustos 2011 Çarşamba Saat ~20:00 Küçükyalı,İstanbul
27 Temmuz 2011 Çarşamba
şafak sıkıştırması
Şafak sıkıştırması diye bi şey var. Askerliğini yapanlar iyi bilir. Askerliğin son günlerinde yaşanır. Padişah gibi hissettir insana kendisini. Bitiyor olmasının verdiği bir rehavettir. Hatta çoğu mehmetçik bu rehavetten pisi pisine ölmüştür. Yani "ben mi kontrol edicem bu şafaktan sonra dedektörün pillerini?" deyip mayına basan insanlardan bahsediyorum.
Bende de o var sanırım şuanda. Askerliğimde yaşamadığım kadar üstelik, iş hayatında yaşıyorum. Bi şey yapasım gelmiyor.
Bende de o var sanırım şuanda. Askerliğimde yaşamadığım kadar üstelik, iş hayatında yaşıyorum. Bi şey yapasım gelmiyor.
24 Temmuz 2011 Pazar
suyun yolu
Yaşam koçu diye bir şey var. Ben hiç görmedim de, duydum. Aslında bir tanesini de gördüm diyebiliriz. İnsanların kişiliklerindeki güçlü ve zayıf yönlerin ortaya çıkarmaya ve pozitif düşünceyle zayıf yönlerin geliştirilmesinde rehberlik ettiklerini düşünüyorum. Yani başka ne olacağıdı ki?
Beleşten para kazanmak mı? Emin değilim. Sonuçta ben kendi kendimin yaşam koçuyum. Kendimden de para mı alcaktık? Ama eşime dostuma hobi olarak yaptığım şeyden para kazanılır mı ki? Sağlam pazar, iyi reklam gerekir bunun için. Hiç tarzım değil. Nasıl yapılır ondan de emin değilim. Ama aklın yolu bir, bence şöyle;
İyilik ve doğruluğun mutlak kavramlar olmadığından şüphe yok aslında. Ama hep bir sorunun birden çok çözümü olduğunu bilirdim de en iyi ve en doğru çözümün, kendi bulduğum olduğunu anladım. Ne de olsa; herkesin kendi doğrusu; kendince en iyi çözümü. (Yaşam koçları da bunun ekmeğini yiyor)
Suyun yolu varsa da kendi buluyor nasılsa. Bir su yolu yoksa da, o yolun oluşması zaman ve tekrar meselesi. Aynı durumlarda ortak davranışlar, o yolun oluşması için şart. Zor olan o suyu başka yola itmek. Ve kim olursa olsun, ister adına yaşam koçu densin, isterse de arkadaş densin; kişi istemedikçe kimse bi şey yapamaz. Kimse farklı yol kullanmamız için bizi yönlendiremez. ve kimse bana doğru bildiğimi yanlış, yanlış olanı da doğru kabul ettriemez.
İyilik ve doğruluk için irrasyonel demiştim de, aslında o kadar da ölçülemez değiller. Teamülleri bir kenara bırakırsak, yazılı olan kurallar neticede kötü ve yanlışın ne olduğu hususunda bize oldukça yardımcı olurlar. Ama yazılı olmayan, herkesin ortak davranış sergilemediği şeyler? "Sokağa tükürmek kötüdür" gibi etik kurallar değil demek istediğim. Daha özel, daha bencil, belki ahlaki konular.
Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değer değildir -Sokrates
Yaşlı teyzeye, dolu otobüste yer verilmesi gerektiğinin öğretilecek bir yanı yok. Ahlaklı olmakla da hiç mi hiç alakası yok bence. Asıl bakılması gereken husus; ne kadar düşünebiliyoruz? İster bir konu hakkında düşünmek olsun, isterse de karşındaki gibi düşünmek olsun(empati). Herkes düşünür, herkes bir sonuca bağlar fikrini de. "De" sinde kalıyorum. Aklın yolu bir biliyorum da neden buluşma noktası benimki olsun? Benimki olmasın tabi de, şöyle diyeyim; kabul edilebilinir tek bir görüş olsun? Çünkü; su akar yolunu bulur du.
Peki su olarak metaforlaştırdığımız bir görüş olması gereken yolda mı? "Herkesin su yolu kendine" diyerek abuk bir cevap vermeyi isterdim. Ama sanırım bu bir inanç meselesi. Deneme-yanılmalar yanılsamalara kapılmadan yapıldığı takdirde boş levha dolar (yazar burda tabula rasa ne demek biliyorum demek istiyor. Bknz. Tabula Rasa)
John Lock; İnsan bütün bilgilerini deneyimleriyle elde eder. Çünkü insan doğuştan hiçbir bilgi ve doğru taşımaz derken, Sokrates'in bilgi doğuştan gelir görüşünü tamamen zıttını savunur.
Bakınız tarihin ilk yaşam koçlarından Sokrates(Kesin kemikleri sızladı) Suyu yoluna koymak için neler yaparmış. Yaşam koçu'yum koçum ben! diyen teyzelerin yaptıklarına ne kadar benziyor. google'da aradım bu çıktı;
Beleşten para kazanmak mı? Emin değilim. Sonuçta ben kendi kendimin yaşam koçuyum. Kendimden de para mı alcaktık? Ama eşime dostuma hobi olarak yaptığım şeyden para kazanılır mı ki? Sağlam pazar, iyi reklam gerekir bunun için. Hiç tarzım değil. Nasıl yapılır ondan de emin değilim. Ama aklın yolu bir, bence şöyle;
İyilik ve doğruluğun mutlak kavramlar olmadığından şüphe yok aslında. Ama hep bir sorunun birden çok çözümü olduğunu bilirdim de en iyi ve en doğru çözümün, kendi bulduğum olduğunu anladım. Ne de olsa; herkesin kendi doğrusu; kendince en iyi çözümü. (Yaşam koçları da bunun ekmeğini yiyor)
Suyun yolu varsa da kendi buluyor nasılsa. Bir su yolu yoksa da, o yolun oluşması zaman ve tekrar meselesi. Aynı durumlarda ortak davranışlar, o yolun oluşması için şart. Zor olan o suyu başka yola itmek. Ve kim olursa olsun, ister adına yaşam koçu densin, isterse de arkadaş densin; kişi istemedikçe kimse bi şey yapamaz. Kimse farklı yol kullanmamız için bizi yönlendiremez. ve kimse bana doğru bildiğimi yanlış, yanlış olanı da doğru kabul ettriemez.
İyilik ve doğruluk için irrasyonel demiştim de, aslında o kadar da ölçülemez değiller. Teamülleri bir kenara bırakırsak, yazılı olan kurallar neticede kötü ve yanlışın ne olduğu hususunda bize oldukça yardımcı olurlar. Ama yazılı olmayan, herkesin ortak davranış sergilemediği şeyler? "Sokağa tükürmek kötüdür" gibi etik kurallar değil demek istediğim. Daha özel, daha bencil, belki ahlaki konular.
Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değer değildir -Sokrates
Yaşlı teyzeye, dolu otobüste yer verilmesi gerektiğinin öğretilecek bir yanı yok. Ahlaklı olmakla da hiç mi hiç alakası yok bence. Asıl bakılması gereken husus; ne kadar düşünebiliyoruz? İster bir konu hakkında düşünmek olsun, isterse de karşındaki gibi düşünmek olsun(empati). Herkes düşünür, herkes bir sonuca bağlar fikrini de. "De" sinde kalıyorum. Aklın yolu bir biliyorum da neden buluşma noktası benimki olsun? Benimki olmasın tabi de, şöyle diyeyim; kabul edilebilinir tek bir görüş olsun? Çünkü; su akar yolunu bulur du.
Peki su olarak metaforlaştırdığımız bir görüş olması gereken yolda mı? "Herkesin su yolu kendine" diyerek abuk bir cevap vermeyi isterdim. Ama sanırım bu bir inanç meselesi. Deneme-yanılmalar yanılsamalara kapılmadan yapıldığı takdirde boş levha dolar (yazar burda tabula rasa ne demek biliyorum demek istiyor. Bknz. Tabula Rasa)
John Lock; İnsan bütün bilgilerini deneyimleriyle elde eder. Çünkü insan doğuştan hiçbir bilgi ve doğru taşımaz derken, Sokrates'in bilgi doğuştan gelir görüşünü tamamen zıttını savunur.
Bakınız tarihin ilk yaşam koçlarından Sokrates(Kesin kemikleri sızladı) Suyu yoluna koymak için neler yaparmış. Yaşam koçu'yum koçum ben! diyen teyzelerin yaptıklarına ne kadar benziyor. google'da aradım bu çıktı;
Sokrates bilginin insanda doğuştan olduğunu, bunların hatırlanmasıyla bilginin elde edileceğini söylüyordu. Bu doğuştan olan bilgiyi ortaya çıkarabilmek için özel bir çalışma gerekir ki, bu Sokrates’in yöntemini oluşturur. Onun yöntemi iki bölümden meydana gelmektedir. 1- İronie (alay) 2- Maieutique (doğurtma). 1- Alay (ironie): Sokrates karşısındaki insanların yanlışlarını düzeltmek ve arkasından doğruları göstermek istiyordu. Bunun için de karşılıklı konuşma diyalog yolunu seçmişti. Karşılıklı konuşma esnasında karşısındakine "hiç bir şey bilmediğini" söylüyor ve onun fikirlerini söylettiriyordu. Daha sonra bu düşüncelerin yanlışlarını ortaya koyuyordu. Karşısındakinin yanlışlarını bir bir açıklıyor onunla adeta alay ediyordu. Bu sebeple onun bu ünlü "alaycılığı" yönteminin olumsuz yıkıcı yanı kabul edilmiştir. 2- Doğurtma (Maieutique); maieutique (Fr.), maieutic (İng.), maieutik (Alm.), tevlid (Arapça), istiladiye(Osm.): Bu aşamada karşısındakinin sağlam zannettiği bilgilerini sarstığını görünce Sokrates soru-cevap tekniği ile konuşmaya devam ederek doğruları kendisine bulduruyordu. Yani, konuştuğu kimsede doğruyu meydana çıkarmağa girişiyor, onun zihninde saklı olan bilgileri doğurtmaya uğraşıyordu. Bu sanatına da, annesinin ebeliğine benzeterek maieutique (doğurtma, doğurtuculuk, doğum yardımcılığı, ebelik) adını veriyordu. Sokratik yöntemin uygulanışı Sokrates’in yönteminin çok açık bir örneği olan Menon diyalogundan seçilmiş aşağıdaki parçada O, bir köleye hiç bilmediği geometri problemini bulduruyor. Bu yöntemde uygulanan basamakları şöyle sıralayabiliriz: 1- Sokrates burada, kendisine güvenmediğini ve hiçbir şey bilmediğini söyleyerek konuşmaya başlıyor. 2- Öğrenmenin bir hatırlama olduğunu söylüyor. 3- Köleye bildiklerinden hareketle adım adım yeni bilgiler veriyor. 4- Ona önce anlatıyor, ardından "değil mi?", "olur mu?", "olmaz mı?", "bulunur mu?", "etmez mi?" gibi sorular soruyor. 5- Köle bu sorulara kısa cevaplar veriyor. 6- Böylece köle bir geometri problemini çözmüş oluyor. 7- Bütün bu bilgilerin, kölenin kendisinde olduğunu, onun sadece bu bilgileri doğurttuğunu söylüyor. 8- Başka bir konuya geçiyor. Sokrates'in uyguladığı yöntemi başka bir örnek üzerinde tekrar görelim. Eflatun'un Diyaloglarından Gorgias'da retorik (güzel konuşma, söylev, hatiplik) konusu açıklanmaktadır. Sokrates burada doğurtma yöntemi ile Sofistlerin yanlışlarını ortaya koymaktadır. Bu diyalogda Sokrates yöntemini şöyle uyguluyor: 1- Önce karşılıklı konuşmaya karar veriyorlar. 2- Sokrates sorular yöneltiyor. 3- Karşısındakinden kısa cevaplar istiyor. 4- Cevaplar "evet, hayır, öyle, doğru" şeklinde oluyor. 5- Böylece adım adım kendi fikirlerini karşısındakine kabul ettiriyor. 6- Karşısındaki insanın da aynı fikirleri savunduğunu söyleyerek yanlışları ve çelişkileri ortaya koyuyor. (ironie). 7- Tartışmacının konuşmayı bitirmemesi için tekrar konuya çekiyor. Başka bir konuyu tartışmaya başlıyorlar. Bu örneklerde de görüldüğü gibi Sokrates’in yöntemini şöyle tanımlayabiliriz; "Önceden özenle düzenlenmiş sorularla karşısındakinin zihninde saklı olan doğruları açığa çıkarma, böylelikle ona gerçeği buldurma temeline dayanan yöntemdir." Bu yöntem bir tümevarım yöntemidir. Bu yöntemde daima kolaydan zora, özelden genele, tikelden tümele, olaylardan sonuca giderek gerçeğe ulaşılır. Sokratik yöntemde; kendisi, hiç bir şey bilmiyormuş gibi görünerek, karşısındakini konuşturarak ustalıkla gerçeği buldurma söz konusudur. Sokratik yöntemin birinci basamağı olan “ironi" "alay" basamağında temel amaç, bir konuyu (tanım, sorun) karşısındakine tartışma yoluyla kabullendirmektir. Bunun için de tartışmacıya, önce hiçbir şey bilmediğine inandırma, sonra onun kendi söylediklerindeki çelişkileri ortaya koyarak fikirlerinden vazgeçirme söz konusudur. Bundan sonra tartışmacıya doğru bilgiye ulaşabileceği duygusu verilir. Genellikle Sokrates yönteminin bu basamağı yanlış anlaşılmakta ve buna ironi (alay) basamağı denilmektedir. Halbuki Sokrates'in amacı, karşısındaki insanın fikirlerinin yanlış olduğunu ortaya koyduktan sonra onun gerçeği bulması için motive olmasını sağlamaktır. ironi genellikle cynicism, sarcasm rölativizm ve nihilizmile karıştırılmaktadır. Halbuki bu basamakta Sokrates kendi fikirlerinin yanlışlığını anlayan kişinin konuşmaya devam etmesi için onu teşvik etmekte, adeta tartışmayı kızıştırmaktadır. Daha sonra ise, uygun, sistemli sorularla tartışmacının bilmediği, fakat tartışmayı yapanın bildiği doğrular adım adım buldurulmaya çalışılmaktadır. Yöntemin bu ikinci basamağına maieutique -doğurtma- adı verilir. Bu basamakta kişinin bildiklerinden hareketle yeni bilgiler kendisine buldurulur.
22 Temmuz 2011 Cuma
ikinci basamak
Daha sonra unutmayayım diye şimdi sıcağı sıcağına yazıyorum. Bugün terfi aldığımın haberi geldi. 6 yıldır terfi bekleyen insanların arasında utanıp sıkılarak yaşadım sevincimi. Çok ilginç bir duyguymuş. Allah utandırmasın.
edit1: Terfi değil de pozisyon değişikliği aslında.
edit2: 6 olmasa da 4-5 kesin var. 1,5 yıldır ben bekliyodum zaten.
edit1: Terfi değil de pozisyon değişikliği aslında.
edit2: 6 olmasa da 4-5 kesin var. 1,5 yıldır ben bekliyodum zaten.
aydabir
Ayın durumu mudur, yoksa vücut saatinin getirisi midir bilmem de nerdeyse ayda bir çok daha hassas bir denyo oluyorum. Böyle alıngan kırılgan falan. Umutsuz arabesk zaman diliminde yaşayan bir tembel hayvan gibiyim. Verdiğim örnekte hayır yok baksana.
Ve hayat
İbrahim'e söylemiştim, sanırım çoğumuz için de geçerli; "Senin zihninde bir über insan var. Sen hareketlerinle sadece onu taklit ediyorsun" diye. Ve sen o taklit ettiğin hareketlere hiç esneklik payı vermiyorsun, o kadar katı ve bağlısın ki o tipe, bu yüzden hayat en çok seni kırıyor. Çünkü hayat o kadar acımasız ve sert ki sen ona karşı koyacak esnekliği tanımıyorsun.
Bir fikre, düşünceye, inanca bu kadar bağlı olmak, hayatla arandaki gerilimi arttırıyor. Gerilim arttıkça da bir zaman sonra illa ki kırılıyor. Kırılınca da çok acıtıyor..
Hayat zaten acımasız, yaşamak kolay değil. Ne diye biraz daha zorlaştırırız ki?
Bir fikre, düşünceye, inanca bu kadar bağlı olmak, hayatla arandaki gerilimi arttırıyor. Gerilim arttıkça da bir zaman sonra illa ki kırılıyor. Kırılınca da çok acıtıyor..
Hayat zaten acımasız, yaşamak kolay değil. Ne diye biraz daha zorlaştırırız ki?
aklet
İki tip adama ifrit olurum.
Biri kot pantulun altına kundura giyenden. Biri de bu devirde içine hala atlet giyenden.(Gerçi dışına giyse daha fena. Sadece giyse çok daha fena. Sanırım benim derdim atletle adamım! Bak aklıma geldi şimdi; yıllar önce Biga'nın kapalı pazarında dolaşırken, pazarcının yazdığı "aklet 500bin lira" dövizi geldi aklıma. "Aklet ne la kafasına koduğum?" diye girişesimiz gelmişti Eren'le. Ayrıca şu da var; bir kadının atlet giymesi, bir erkeğin giymesinden çok daha kötü yapıyor beni. Hele hele arkadan görünen gölgesinde bir yamukluk varsa. Ayyh fena oldum. Resme bakın ne anlatmaya çalıştığımı göreceksinizdir.)
Biri kot pantulun altına kundura giyenden. Biri de bu devirde içine hala atlet giyenden.(Gerçi dışına giyse daha fena. Sadece giyse çok daha fena. Sanırım benim derdim atletle adamım! Bak aklıma geldi şimdi; yıllar önce Biga'nın kapalı pazarında dolaşırken, pazarcının yazdığı "aklet 500bin lira" dövizi geldi aklıma. "Aklet ne la kafasına koduğum?" diye girişesimiz gelmişti Eren'le. Ayrıca şu da var; bir kadının atlet giymesi, bir erkeğin giymesinden çok daha kötü yapıyor beni. Hele hele arkadan görünen gölgesinde bir yamukluk varsa. Ayyh fena oldum. Resme bakın ne anlatmaya çalıştığımı göreceksinizdir.)
21 Temmuz 2011 Perşembe
kadın olmak
Kadın olmak zordur da neden zordur? Üstünüze alınmazsanız genelleme yapmak istiyorum cancişler.
-Bir sürü kıyafet olmalı, bunlarla hergün yeni kombinasyonlar oluşturulmalı. Çok fazla alternatif var. Geçiniz.
-Eşi kadın seçer. Erkek ister, kadın seçer. Yazık la bize. Seçerken bir sürü parametreyi bir araya getireceksin falan. Çok fazla alternatif var. Zor yani.
-Dedikodu önemli. Zaman geçireceksin de, ister karşında biri olsun lafın belini kır. İstersen de aç televizyonu sabahtan akşama o program senin bu talkshow benim dolaş dur. Çok fazla alternatif var. Oysa erkeklere aç telegolü uslu uslu izlesin.
-Vites mi değiştiresin, pedala mı basasın, yoksa yoldan geçen yaşlı, çocuk, hamile ve kedilere mi dikkat edesin? Erkek olsan motor bağırıyo mu dinle yeter. Araba sana her şeyi zaten anlatır.
-Bir de toplumcana yüklenen sorumluluklar var. Yok oturma, kalkma, konuşma, bakışma. Bissürü bi şey. Öfffh!
-Diyelim ki erkek olan iki arkadaş karşılaştı. konuşma şöyle olur genelde;
*Naber?
*İyi, senden naber?
Ama söz konusu erkek değil de kadınlar olunca iç sesi de eklemek gerekebilir;
*Naber?
(saçını mı kestirmiş, yok yok kestirmemiş)
(ojelerinin rengi ne güzelmiş, kaç numara acaba)
(ayakkabılara bak götüm gibi)
*İyi senden naber?
(onun üstüna o giyilir mi hiç!)
(kolyen güzelmiş tatlım)
(o çocuktan ayrıldı mı acaba?)
Görüldüğü üzere erkekler tekdüze, basit iken kadın olmak çeşitliik gerektiriyor. Bundan zordur işte.
-Bir sürü kıyafet olmalı, bunlarla hergün yeni kombinasyonlar oluşturulmalı. Çok fazla alternatif var. Geçiniz.
-Eşi kadın seçer. Erkek ister, kadın seçer. Yazık la bize. Seçerken bir sürü parametreyi bir araya getireceksin falan. Çok fazla alternatif var. Zor yani.
-Dedikodu önemli. Zaman geçireceksin de, ister karşında biri olsun lafın belini kır. İstersen de aç televizyonu sabahtan akşama o program senin bu talkshow benim dolaş dur. Çok fazla alternatif var. Oysa erkeklere aç telegolü uslu uslu izlesin.
-Vites mi değiştiresin, pedala mı basasın, yoksa yoldan geçen yaşlı, çocuk, hamile ve kedilere mi dikkat edesin? Erkek olsan motor bağırıyo mu dinle yeter. Araba sana her şeyi zaten anlatır.
-Bir de toplumcana yüklenen sorumluluklar var. Yok oturma, kalkma, konuşma, bakışma. Bissürü bi şey. Öfffh!
-Diyelim ki erkek olan iki arkadaş karşılaştı. konuşma şöyle olur genelde;
*Naber?
*İyi, senden naber?
Ama söz konusu erkek değil de kadınlar olunca iç sesi de eklemek gerekebilir;
*Naber?
(saçını mı kestirmiş, yok yok kestirmemiş)
(ojelerinin rengi ne güzelmiş, kaç numara acaba)
(ayakkabılara bak götüm gibi)
*İyi senden naber?
(onun üstüna o giyilir mi hiç!)
(kolyen güzelmiş tatlım)
(o çocuktan ayrıldı mı acaba?)
Görüldüğü üzere erkekler tekdüze, basit iken kadın olmak çeşitliik gerektiriyor. Bundan zordur işte.
19 Temmuz 2011 Salı
evlendik
Şimdi ben rasgele blogların birinde "evlendiğim için uzun zamandır yazı yazamadım panpişleriim :)) " diye okusam; vay gerizakalı der nıhahaha diye pis pis gülerdim. Halbuğse hiç gerek yokmuş.
Evlendik. Mutlu muyum? mutluyum! Pişman mıyım:) değilim! Yine olsa yine evlenirim.
Devlet Buba izin verdi, ve biz de vitamin ailemizi kurduk. Vatana millete hayırlı uğurlu ola!!
Evlendik. Mutlu muyum? mutluyum! Pişman mıyım:) değilim! Yine olsa yine evlenirim.
Devlet Buba izin verdi, ve biz de vitamin ailemizi kurduk. Vatana millete hayırlı uğurlu ola!!
25 Mayıs 2011 Çarşamba
empati
Manolya'nın koluna tutundum. Gözlerimi kapattım. Ve 10 dakika öylece yürümeye çalıştım. Düz kaldırımda zor yürüdüm, onların bütün ömrü böyle geçiyor. Denemek lazım. Peki empati mi bu? Ondan emin değilim.
Vücutsal tepkiler
Vücut tepkileri ortak oluyor sanıyorum ki. Onu da şurdan anladım; bir gün çok alkollüyken eski zaman televizyonları gibi, görüntü aşağıdan yukarı kayarken yanımdakine dediğimde "aa harbi lan!" cevabıyla farkettim. Tamam donelerim pek sağlam değil. ama buna inanıyorum. vücut tepkileri kimyasal formuller gibi şeylerse eğer, herkeste aynı olabilir. Aşık olunca, acı duyunca, sarhoş olunca, boşluktan düşünce böylesi anlık durumlar için kimyasal etkileşimler herkeste aynı oluyor.
Bir de kafa kullanmayı gerektiren işler var. Örneğin hatırlamak!
Herkeste aynı mı bilmem de annemle aynı. onun tabiriyle "beyindeki kaymak tabakası"ndan kaynaklı. Zaten geçmişi hatırlayamıyorum, eğer bir şeyi çok ayrıntılı anlatıyorsam da kesin yazıyorumdur. Nasıl anlatsam bu durumu bilemedim?? Hani çok aç olursun saatlerce birşey yemezsin de yemek yiyince bi garip olursun. Çoğu zaman öyle geziyorum işte ben ortalıkta. Sonra da unutuyorum tabi. Alzheimer başlangıcı olmasın lan!?
Bir de kafa kullanmayı gerektiren işler var. Örneğin hatırlamak!
Herkeste aynı mı bilmem de annemle aynı. onun tabiriyle "beyindeki kaymak tabakası"ndan kaynaklı. Zaten geçmişi hatırlayamıyorum, eğer bir şeyi çok ayrıntılı anlatıyorsam da kesin yazıyorumdur. Nasıl anlatsam bu durumu bilemedim?? Hani çok aç olursun saatlerce birşey yemezsin de yemek yiyince bi garip olursun. Çoğu zaman öyle geziyorum işte ben ortalıkta. Sonra da unutuyorum tabi. Alzheimer başlangıcı olmasın lan!?
23 Mayıs 2011 Pazartesi
telefon melodileri
Şuanda cep telefonum arandığında çalan şarkı; The Dining Rooms grubunun ink albümünün 03 numaralı Thank you? isimli güzide parçasıdır. Ondan bir önce; Portishead - Sourtimes, bir önce; Portecho - Sympathy, bir önce; Clint Mansell - Party(Requiem for a dream OST) Bir önce; Prodigy'den bi şey, (dın dırıdırı dındındın dığn), önce; Fatboy Slim- The Rockafeller Skank, önce; Tribal isimli polifonik bişey. bi önce nokia'nın tik taklı bişeyi. Öyle işte. Paylaşayım dedim.
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Plastik Çiçekler ve Böcek
Redd süper grup. İlk başta titrek sesten dolayı antipatik geliyordu, ama bu albüm apayrı.Hastası etti kendine. Uzun mesafeli şehirlerarası otobüs yolculukları için ideal. Onlarca saati tekbaşına devirir cinsten çünkü. Keşke yol olsa da gitsek, gitsek de dinlesek.
Aklımda net bir şey yok. Sadece yazmak istiyorum. Tabi bunda, sabah gelirken bu albümü dinlemem etken.
Dünya bir roman mı ki? Kahraman olmak lazım illa ki.
Herkes kendi roman kahramınıyken, belki kendi filminin yıldızıyken; ne diye figuranlara ihtiyaç duyar ki? ben yalnız kalmak istiyorum çok zaman kendi dünyamda. Bir de amerikan filmlerindeki o başarı öyküleri neden hep yalan olur ki? Bir de başarı dediğim nedir ki allasen?
İşi sevmemekten neler düşünüyorum.
Başarı ya da başarısızlık yoktur. Nedenler ve sonuçlar vardır. Başarı ise ancak tutarlılık olabilir. Geçiniz.
Bir de hayat çok garip. Martılar falan.. Şaka bir yana 27 yaş gerilimi içerisindeyim sanırım. N'alakası var yaşla diyenler için gelsin. (Bkz: 27 yaş krizi)
Bak bu şarkı da güzel;
Mutlu olmak için sevmek için görme, işitme
Mutlu olmak için sevmek için bilme, çok düşünme
Amaan. Fak dı sistem.
Aklımda net bir şey yok. Sadece yazmak istiyorum. Tabi bunda, sabah gelirken bu albümü dinlemem etken.
Dünya bir roman mı ki? Kahraman olmak lazım illa ki.
Herkes kendi roman kahramınıyken, belki kendi filminin yıldızıyken; ne diye figuranlara ihtiyaç duyar ki? ben yalnız kalmak istiyorum çok zaman kendi dünyamda. Bir de amerikan filmlerindeki o başarı öyküleri neden hep yalan olur ki? Bir de başarı dediğim nedir ki allasen?
İşi sevmemekten neler düşünüyorum.
Başarı ya da başarısızlık yoktur. Nedenler ve sonuçlar vardır. Başarı ise ancak tutarlılık olabilir. Geçiniz.
Bir de hayat çok garip. Martılar falan.. Şaka bir yana 27 yaş gerilimi içerisindeyim sanırım. N'alakası var yaşla diyenler için gelsin. (Bkz: 27 yaş krizi)
Bak bu şarkı da güzel;
Mutlu olmak için sevmek için görme, işitme
Mutlu olmak için sevmek için bilme, çok düşünme
Amaan. Fak dı sistem.
10 Mayıs 2011 Salı
öfke, açgözlülük, kıskançlık, oburluk, şehvet, gurur, tembellik
Yedi tane topu topu. Liste daha gider aslında. Zorlasan kısalta da bilirsin. Ama "son hali, en idealidir" diye bir düstur edindim az önce. (Öyle elimden dökülüverdi klavyeye) Zaten hıristiyan alemi de asırlardır benimsemiş bunları günah diye. Binaenaleyh zor olmadı bulmam. (oha ilk defa kullandım binaenaleyhi!!)
Neyse efendim, diyeceğim odur ki; İyi adamız diye geçiniyoruz da, ahiret vakti kol gibi hesap gelecek bana şimdiden söyleyeyim. İslamın şartları zaten yerine gelmiyor da.. Oturdum sağ omuz-sol omuz hesabı yapayım dedim ben de, belki başka yönden yırtarız diye düşünürken bu geldi aklıma.
Hazırsak ne kadar günahkar olduğumu hesaplıyorum. Yüzdesi yüze yakınsa sıçtık, değilse fevkalade. Bakalım yedi ölümcül günah bu duruma ne diyor. Sağdakiler hissettiğim oranlar bu arada
öfke --> %27
açgözlülük --> %33
kıskançlık --> %16
oburluk --> %52
şehvet --> %69
gurur --> %45
tembellik --> %82
_____________________
ortalama: --> %46,29
Cennet kaçla alıyor acaba?
Neyse efendim, diyeceğim odur ki; İyi adamız diye geçiniyoruz da, ahiret vakti kol gibi hesap gelecek bana şimdiden söyleyeyim. İslamın şartları zaten yerine gelmiyor da.. Oturdum sağ omuz-sol omuz hesabı yapayım dedim ben de, belki başka yönden yırtarız diye düşünürken bu geldi aklıma.
Hazırsak ne kadar günahkar olduğumu hesaplıyorum. Yüzdesi yüze yakınsa sıçtık, değilse fevkalade. Bakalım yedi ölümcül günah bu duruma ne diyor. Sağdakiler hissettiğim oranlar bu arada
öfke --> %27
açgözlülük --> %33
kıskançlık --> %16
oburluk --> %52
şehvet --> %69
gurur --> %45
tembellik --> %82
_____________________
ortalama: --> %46,29
Cennet kaçla alıyor acaba?
mutluluk
Mutluluk nedir? Nasıl mutlu olunur?
"Gideceğimiz yeri bilmezsek, oraya vardığımızı nasıl anlayacağız?"
Mutluluk bir serüven fakat sürprizler olmuyor ki hep. Sürpriz ne demek ki ayrıca?
Ne yapınca mutlu olduğunu bilmek mi önemli? Ne yaparken mutlu olduğunu bilmek mi?
Bir şey öğrendim.
Mutlu olmak için problem çözmek gerekiyormuş. Ee, çözümsüz sorular? Gidiş yolu mu mutluluk hissi veriyor o zaman da insana.
Kafayı kırasım var çok fena!
"Gideceğimiz yeri bilmezsek, oraya vardığımızı nasıl anlayacağız?"
Mutluluk bir serüven fakat sürprizler olmuyor ki hep. Sürpriz ne demek ki ayrıca?
Ne yapınca mutlu olduğunu bilmek mi önemli? Ne yaparken mutlu olduğunu bilmek mi?
Bir şey öğrendim.
Mutlu olmak için problem çözmek gerekiyormuş. Ee, çözümsüz sorular? Gidiş yolu mu mutluluk hissi veriyor o zaman da insana.
Kafayı kırasım var çok fena!
30 Nisan 2011 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
